ROMANCI

Romancı’nın kahramanı, yazarlıkta aradığını bulamadığı gibi hayata da tutunamamış bir roman yazarıdır. Kendisini intiharın eşiğine getiren olayları anlatıyor son romanında. Geride kısa bir intihar notu bırakmak yerine en iyi yaptığı şeyi deniyor ve bu defa arkasında bir intihar romanı bırakmak için kalemine sarılıyor. Kahramanımız, romanının hemen başında iki cinayet işlediğini itiraf ediyor. O polis tarafından aranırken, biz de saklandığı yerde yazdığı son romanını okuyoruz. Roman boyunca, romancıyla birlikte İstanbul’un eski semtlerinde edebi gezintilere çıkıyor, kız kardeşi ve köpeğiyle parklarda dolaşıyor, Beyoğlu’ndaki karanlık barlara giriyor, romancının tesettürlü kız arkadaşı Zahide’yle, Down Sendromlu kız kardeşi Naz’la, emekli

gazeteci babasıyla tanışıyoruz.  Romancı, kendisini cinayet işlemeye sürükleyen olaylar dizinini sabırlı ve kurgusal bir dille anlatırken bizi ağır ağır kurbanlarına ve cinayetleri işlediği ana geri götürüyor. Edebiyat, gezintimiz boyunca bizi hiç yalnız bırakmıyor.

Gezi olaylarının hemen öncesinde yazılan roman, Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyoekonomik çalkantıları, siyasi açmazları, din istismarını, laik ve anti-laik çatışmasının temellerini de çarpıcı biçimde içine alan edebi bir İstanbul polisiyesi.

GÜZ KOKULU GÜNAHLAR

Güz Kokulu Günahlar, 19. yüzyılda, İzmir’in Levanten dünyasında geçen bir aşk ve ihanet öyküsünü konu alıyor. İzmir’in köklü Levanten ailelerinden Vitellilerin bir üyesi olan Alfredo Vitelli ile karısı İsabella arasındaki ilişki, romanda iki ayrı düzlemde işleniyor.

Vitellilerin, yakın dostlarıyla, İncil’de adı geçen “Yedi Kilise”yi görmek için çıktıkları gezinin anlatımına, aynı gezide İsabella’nın tuttuğu günlük eşlik ediyor.

19. yüzyıl anlatıcısıyla, romanın başkarakterlerinden İsabella’nın günlüğünde yazanlar önceleri paralel akarken, roman ilerledikçe iç içe geçmeye, bir süre sonra çelişmeye, hatta zıtlaşmaya başlıyor.

FOTOĞRAFTAKİ KADIN

Fotoğraftaki Kadın, kahramanı Suphi’nin kendi ses kayıtlarından oluşuyor. Suphi, dünya edebiyatında örneklerine çokça rastladığımız “lüzumsuz adam”ların torunlarından. İstanbul’da annesiyle yaşıyor, küçük bir şirkette muhasebeci olarak çalışıyor, fotoğraf meraklısı ve yalnızlığını sırtında ağır bir yük gibi taşırken tesadüfen fotoğrafını çektiği an âşık olduğu kadını arama serüvenini, ses kayıtlarından dinliyoruz.

Her şeyi anlatıyor bize Suphi, günah çıkarır gibi, hiç çekinmeden, hiç acele etmeden, derinlere inerek, ta çocukluğuna giderek, çocukluğunun puslu günlerinde kalan yaraları yeniden kaşıyarak, hatta kanatarak anlatıyor. 

İSRAFİL’İN KANATLARI

İsrafil’in Kanatları, iki farklı tarihi düzlemde, zaman geçişleriyle ilerleyen bir paralel anlatı. Roman, 1950’li yıllarda İstanbul’un Boğaziçi köylerinden biri olan Kuzguncuk’ta dört üniversiteli gencin kayıp bir kitabı arayışlarını konu ederken, öte yanda 1700’lerde, Osmanlı İmparatorluğu’nda, Sultan I. Mahmut devrinde aynı kitabın elden ele gezdiğini okuruz. Romanda sözü edilen kitap, tüm alfabelerle yazılmış, dört yönden de okunabilen, içinde kâinatın bütün sırlarının saklı olduğu 4444 sayfalık gizemli bir kitaptır.

Hakan Yaman, bu ilk romanında, alegorik bir anlatıyla Türkiye’nin geçmişten günümüze sürüp giden, din, mezhep ve etnik ayrımcılık gibi önemli sorunlarına dokunurken, varoluşla ilgili sorulara da yer vermiş. 18. Yüzyılda geçen bu büyülü Osmanlı ve Akdeniz serüvenine, Türkiye’nin çok partili rejime geçerken demokrasi adına zor sınavlar verdiği, en çalkantılı dönemlerinden biri olan 1950’lerin eşlik ediyor oluşu da romanı ayrıca renkli ve ilginç kılıyor.